1905’de Anadolu Kavağı’nda doğdu, Babası Fevzi Kaptan Sait Halim
Paşa yalısının önüne 30 metrelik 3 direkli Uskuna yatı sadece
yelkenle borda edebilen zamanın en meşhur Boğaziçi kaptanlarındandı.
Deniz Ticaret okulunda tahsilini tamamladıktan sonra Sahil Kurtarma
ve Deniz İtfaiyesinde görev aldı. 1930 yılında o zamanki Sahil
Muhafaza sonradan Jandarma olan Haliç'teki (şu anda Rahmi Koç
Müzesidir) sahada ilk modern bakım tersanesini kurdu.
1931 yılında soyadı kanunu çıktığında maaş alabilmesi için soyadı
sorulduğunda o sırada kaynak yapmakta olduğundan “kaynak” demiş
ve o günden itibaren Hami Kaynak olarak tanınmış ve anılmıştır.
Sahil Muhafaza tersanesini kurduktan sonra telsizle de uğraşmaya
başlamış ve İzmir Telsiz İstasyonunu kurmuştur. Sahil Muhafaza
Kumandanlığı’ndan istifa ettikten sonra Haliç Halıcıoğlu’nda kendine
ait ilk torna atölyesini kurdu. Bu sırada Zeki Rıza Sporel’in
tavsiye ve teşviki ile Moda Deniz Kulübü Kayıkhanesinin işletmeciliğine
geçti.
Celal Bayar’ın teşvik ve öncülüğünde kulübe Amerika’dan getirilen
"BAYAR I", "BAYAR II", "RÜZGAR"
ve "YAZGAN" isimleri verilen dört adet "Christ
Craft" tekne her şeyiyle Hami Kaynak’a emanet edilmişti.
"RÜZGAR"; o zamanki dizayn ve imalat şartlarında en
yüksek kalitede olan, kısmı azamisi alüminyum olan "Lycoming"
marka 8 düz silindirli, 185 HP takatinde özel bir motorla saatte
58 mph sürat yapabilen 18' boyunda, maundan açık mavi renklerde
süratli bir spor tekneydi ve aynı zamanda Hami Kaynak’ın Atatürk
ile tanışmasındaki vesileydi.
Hami Bey’in sürât deliliğini duyan Atatürk "söyleyin o deli
oğlana getirsin şu uçan motoru da bir de ben göreyim demiş"
Bu haberi duyan Hami Bey, tekneyi 3 gün silip parlattıktan sonra
Moda Deniz Kulübünden çıkarak ¾ yolla Florya Deniz Köşküne doğru
seyretmeye başlamış. Köşkün önüne geldiğinde hava olsun diye tam
yol vererek 58 mil süratle köşkün iskelesine gelmiş. Tam bir tornistanla
yanaşırken iskele üzerindeki telaşın farkına varmış. Ne olduğunu
ancak emir subayı gelip de "Sen ne yapıyorsun az kalsın Atatürk’e
çarpacaktın!" dediğinde anlamış. Zira o sırada Atatürk yüzmek
için epey açılmış. Bunu duyan Hami Bey’in o anda korkudan dudakları
uçuklamış.

Ata ile gezinti. (Hami Kaynak dümende, şapkalı)